Yaşlılıkta Cinsellik

Kategorisi

Toplumumuzda cinsiyet rollerinde nasıl "kadına özgü", "erkeğe özgü" özellikler olarak tanımlanan kalıp yargılar varsa, aynı şekilde gençlikteki ve yaşlılıktaki cinsel yaşamla ilgili bazı kalıp yargılar vardır. Bilindiği gibi insanın yaşam süresince cinsel yaşamını da etkileyecek birtakım fizyolojik ve biyolojik değişiklikler görülecektir.

Yaşlı insanın cinsel yaşamına kalp hastalıkları, kemik hastalıkları gibi daha çok yaşlılığın getirdiği diğer hastalıklardan çok, toplumun ve çevrenin yaşlı insanın cinsel hayatı hakkındaki önyargıları etkili olmaktadır.

Toplum yaşlıların cinsel yaşamını, bu konudaki istek ve arzularını tabu haline getirmiştir. Genel yargı yaşı insanın seks hayatı olmaz, şeklindedir. Modern araştırmalar, cinsel yaşantının yaşla birlikte değiştiğini ama sağlığı yerinde olmak koşuluyla insanların 80 yaşlarına, hatta daha sonrasına kadar cinsel bakımdan aktif kalabileceğini ortaya koymuştur. Üstelik böyle bir cinsel faaliyetin, insanın genel fiziksel ve ruhsal sağüğı üzerinde çok olumlu etkileri olduğu da görülmüştür. Yaş ve seks ilişkisi konusunda çok yaygın bir yanlış anlayış da menopozla ilgilidir.

Seksüel olgunluk çağının bitiminden ihtiyarlığa kadar uzanan klimakterium devresinin en önemli özelliği üretim fonksiyonlarının ve sonunda adet kanamalarının duruşudur. Buna menopoz denir. Menopoz ve klimakterium sözcükleri birbirine karıştırılmamalıdır. Klimakterium, cinsel olgunluk çağının bitiminden ihtiyarlık devrinin başlamasına kadar geçen tüm yıllan kapsar. Menopoz ise klimakterium devri içinde, kadının son adetini gördükten sonra ihtiyarlığa kadar uzanan devredir. Genel olarak klimakteriumun ortalama olarak 45 yaşında başladığı kabul edilmektedir. Klimakteriumun başlama zamanına kadının evli, bekar, çocuklu veya çocuksuz oluşunun ve cinsel birleşmenin veya çokluğunun bir etkisi yoktur. Yaş dönümü ismini de alan klimakterium, yarattığı çeşitli organ bozuklukları, klinik şikâyetler ve özel ruhsal davranışlarla kadınların bunları atlatmak için uğradıkları zorluklar bakımından pek karmaşık ve önemli bir çağdır. Yumurtalık yetersizliği ve bunun sonucu olarak adet mekanizmasında bozukluklar ve en sonunda âdet kanamasının durduğu ve ortadan kalktığı görülür. Böylece doğurganlık yeteneği kaybolur. Klinik olarak sıcak basması, terleme, ürperme, nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı, kulak çınlaması, baş dönmesi, baş ağrısı gibi şikayetler, bunların yanı sıra yorgunluk, unutkanlık, depresyon, uykusuzluk ve hatta seyrek olarak psikozlar ve libido bozuklukları görülebilir. Kadın, cinsel olgunluk çağındaki diriliğini yavaş yavaş kaybeder. Cilt daha kurudur, kırışıklıklar artar. Kadınların bir kısmında kalça ve gövdede yağlanma, bir kısmında ise zayıflama başlar. Saç ve vücut kıllarında dökülme ve ağarma ve bazı kadınlarda androjen hormonlarının etkisiyle sakal ve bıyık çıktığı dikkati çeker. Bu devre genel olarak bir iki yıl sürer.

Yukarıda sıralanan belirtilerin hepsinin birden herkeste ortaya çıkmayacağı aşikârdır. En önemli nokta, bu şikayetlerin genellikle hormonal tedavi ile istenildiği şekilde kontrol altına alınabilmesidir. Esasen klimakterium, kadın yaşamında beklenen normal bir dönemdir. Hastalar aydınlatılmalı, sadece ortaya çıkan klinik şikâyetlerin tedavisiyle yetinilmemeli, ruhsal açıdan yardımcı olunmalıdır. Klimakterium cinsel yaşamın da sonu değil, olgun bir çağın, mutlu bir ihtiyaride dönemi öncesinin başlangıcıdır. Bilindiği gibi aile planlamasının iyi yapılmadığı çevrelerde istenilen çocuk sayısından sonraki aşamada gebe kalma korkusu, kadının cinsel hayatını etkilemekte ve bu korku nedeniyle cinsel bozukluklar, tatminsizlikler ve isteksizlikler ortaya çıkmaktadır. Bu yaşlarda âdet kesilmesi ile gebe kalma korkusu ortadan kalktığından birçok kadında cinsel yaşam daha normal ve stressiz bir gelişme içine girmektedir. Bu durum "second honeymoon", "ikinci balayı" sözcükleri ile kanıtlanmaktadır.

Yaşamın diğer çağlarında olduğu gibi ihtiyarlığın başlangıcım da kesin bir yöntemle saptayamayız. 60 yaşından sonraki yaşam genel olarak ihtiyarlık olarak kabul edilir. Bu devrede gerileme hadiseleri bütün organizmada kendini gösterir. Her kadının ihtiyarlığa verdiği anlam ve değer başkadır. Bazıları yaşamlarının bu devresinin de tadını çıkarırlar, bazıları ise geride bıraktığı yaşamın etkileri ve ruhsal nedenlerle bu devri arzu edildiği gibi mutlu bir şekilde geçirmeyi başaramazlar. Bazı kadınlar ileri yaşlarda cinsel yönden kadınlığını bitmiş olarak görmektedir. Bu bireysel tutumun ne denli yanlış olduğunu bilimsel araştırmaları incelediğimizde görüyoruz. Nevvman ve Nichols'un yaptıkları araştırmada 60 ile 93 yaşlan arasındaki sağlıklı çiftlerin %70'inin normal bir yaşam sürdürdüklerini, bunların %54'ünün ise haftada üç defaya varan cinsel birleşmede bulunduklarını ortaya çıkarıyor.

Yaşlılıkta seyrek cinsel ilişkide bulunan kadınlarda haznenin nemlenmesinin gerçekleşmemesi sonucu, kadının cinsel birleşme sırasında acı duyduğu, dolayısıyla bir sonraki birleşmeden kaçındığı ve böylelikle bir kısır döngünün ortaya çıktığı saptanmıştır. Ancak bu çemberin ilaçla kırılması çok kolaydır; zira belli hormon içeren çeşitli pomad ve kremlerle vajinal hücrelerde yeniden nemlenme sağlanabilir. En azından bu tür bir tedavinin başlangıcında, ilaveten yalnızca kayganlığı sağlayan yardımcı maddelerden de yararlanılabilir. Bu durumda organizmanın halen gerçekleştirebildiği bir fonksiyonunu, artık kendisinden talep edilmemesi nedeniyle durdurmasına bir örnek oluşturur; zira burada da cinselliğin yararlandığı sürece sürdüğü ve güçlü kaldığı kuralı geçerlidir. Kadınların dış genital organlarında ileri yaşlarda ortaya çıkan diğer değişimler cinsel uyarımla ilgili bütün fenomenlerin, yaşa bağlı olarak biraz zayıf da olsa devam ettiği gerçeğidir. Vajina girişindeki mukozada bölgesel kalınlaşma sonucu orgazmın engellenmesi bu olguyu doğrular. Aynı durum, dudaklar ve klitoris için de geçerlidir. Yaşlı kadınlarda büyük ve özellikle küçük dudaklarda hemen hiçbir şişkinlik meydana gelmemesine karşılık, cinsel uyarım sonucu klitorisin dikilmesi, şişmesi görülür. Burada, diğer organlardaki cinsel uyarıya gösterilen reaksiyonlara da kısaca değinilmelidir. Genç kadınlarda orgazm sırasında uterus kasları ritmik olarak kasılır, zira cinsel uyan sonucunda uterus hacminde büyüme meydana gelmiştir. Yaşlılıkta ise bu organın büyümesi artık olası olmadığından, kasılmalar çoğunlukla saatlerce süren ağrılara yol açar. Böyle şikayetlerde uygulanan hormon tedavisi ile çok olumlu sonuçlar alınır. Bu tür tedavi ile menopoza bağlı diğer bütün şikayetler de giderilebilir. Aynı şekilde genç kadınlarda cinsel uyarım sonucu meme başlarında görülen dikilme ve Areloae mammae'deki şişkinliğin de yaşldıkta süresi ve yoğunluğu büyük ölçüde düşer.

Erkeklerde, adet kanaması kesilen kadınlardaki gibi cinsel alandaki değişiklik fazla belirli değildir. Normal olarak yumurtalığın çalışmaması, azalmasıyla sperm yapımında da azalma görülür. Bu, elli yaşlan içinde olur. Fakat bu, cinsel isteğin ekşiteceği anlamına gelmez. Aksine cinsel istekler daha da kuvvetlenebilir ve altmış, hatta yetmiş yaşlarına kadar sürebilir. Çünkü meni sıvısının dörtte üçü prostat bezi tarafından salgılanmaktadır. İktidar ne vücut gücüne bağlıdır, ne de yaşın ilerlemesi oranında azalır.
Erkek ileri yaşlarda yorgunluğunun sadece cinsel faaliyet sonucu olmadığını düşünmelidir. Sadece cinsel hisleri tabii yoldan uyandığı zaman cinsel temasta bulunmalıdır. Kendi kendisini zorlamak ve cinsel hislerinin uyanması için beynini uyarmakla akılsızlık etmiş olur. Fakat hisler tabii yoldan uyandığı takdirde erkek yaşını unutmak ve upkı gençliğinde olduğu gibi zevkin tadım tam manasıyla çıkarmalıdır. Bu, değişimi durduracak ve erkeği ruhi ve bedeni bakımlardan tatmin edecektir. Cinsel hayat orta yaşlarda dizginlenmemelidir. Bununla birlikte ileri yaşlardaki erkekler kendi sınırlarını bilmelidirler.

Yaşlılıkta ereksiyonun bitişi de çok hızlı seyreder ve penis ejakülasyondan birkaç saniye sonra küçülür. Yaşlı erkeklerde cinsel gücün giderek azaldığı tartışmasız olarak kabul edilmektedir. Mastürbasyon ve gece boşalmalarının sayısındaki düşme bu durumu kanıtlar. Yaşlılıktaki davranışlarla ilgili bazı kurallar belirlemeye çalışılırsa, yaşlı bir insanın cinsel isteğini asla yok etmeye çalışmaması gerektiği vurgulanmalıdır. Aksine, bunlara kendi ölçülerine göre önem vermelidir. Cinselliğin ister karşılıklı okşama, ister cinsel birleşme olsun, insanlar arasındaki iletişimin tamamen normal olduğu unutulmamalıdır. Yaşlıların, bu konudaki arzu ve düşüncelerinin tamamen normal olduğu, kesinlikle bir anormallik belirtisi olmadığı bilinmelidir.

Akif POROY