Modern Kürtajın Geçmişi

Kategorisi

Modern Kürtajın Geçmişi

Kürtajlar gebeliğin ayına göre sınıflandırılır. Gebelikler üç aylara ayrılır, ilk üç ay, son ay halinin ilk gününden sonraki on iki haftadır ya da döllenmeden sonraki onuncu haftanın sonuna kadardır.
Kürtajlar en çok, ilk üç ayda yapılır ve en çok da «genişletme ve kürtaj» yöntemi uygulanırdı. Önce, kaşık biçiminde bir aletin geçebileceği biçimde serviks açılır, ondan sonra, embriyon, onun sonu ve zarları, yani gebeliği oluşturan parçalar azar azar kazınırdı.

Bu işlem uzun sürer ve gebelik nedeniyle yumuşak olan rahim duvarları sık sık delinirdi. Çoğu kez büyük kanamalar olurdu. Bazen serviks yırtılır, bazen de rahimden çok fazla parça koparılır ve bunun sonucunda da kısırlık meydana gelirdi. Bu yoldan yapılan bazı yasal kürtajlarda bile sık sık komplikasyonlar görülürdü. Yasak kürtajlardaysa hemen her zaman birtakım küçük sorunlar doğardı.

Bu yöntemi önce Çinliler bırakarak 1950'lerde vakum aspiratörünü kullanmaya başladılar. Sonraki on yılda bu teknik Avrupa'ya, ingiltere'ye ve son olarak da Birleşik Devletler'e yayıldı. Serviksi daha az genişleten ve rahim duvarlarını kazımayan vakum aspirasyonu, kürtajı nisbeten daha güvenceli bir duruma getirdi.
Hamileliğin on ikinci haftasından yirmi dördüncü haftaya kadar olan gebeliklerde «orta üç ay kürtajı» sözkonusudur. Gebelikle ilgili parçaların mekanik bir biçimde emilmesi yerine, burada doğal bir düşük taklit edilir. Yıllar boyu değişik eriyikler bu iş için kullanılmıştır. Bu tür yöntemlerden ilk kullanılanlardan biri, çocuğu çevreleyen su kesesinin içine tuzlu bir eriyiğin zerkedilmesidir. Bu, Bükreş'li bir doktor tarafından 1934'te tanımlanmıştır. Daha sonra araştırıcılar yüzde 50'lik bir şekerli eriyik kullanmışlardır. Ne var ki, bu yöntem mikropların üremesi için (antibiotikle birlikte kullanıldığı zaman bile) çok uygun bir ortam oluşturduğundan bırakılmıştır. Daha sonra forma-lin ve üre karışımı gibi eriyikler kullanılmıştır. Bu eriyiklerin bazıları, hatta su kesesine girmeden, embriyon zarıyl'a rahim arasına zerkedildiğinde bile etkili olmuştur.

Tuzlu su zerkedilmesi 1940'larda çok yaygınlaşmış, fakat daha sonra sık sık enfeksiyon, rahim kanaması ve bazen de beyin kanaması yaptığı anlaşılmıştır. Tuzlu su bugün de kullanılmaktadır, ancak bu uygulama sınırlı olup, güvenilir dozlarda ve ancak sıkı kontrol altında yapılmaktadır. Bunun yerine, birçok yerde prostaglandin fitilleri kullanılmaktadır.

İkinci Dünya Savaşından sonra İsveçli araştırıcılar, prostat bezinden ve meniden, prostaglandin denilen bir maddeyi elde etmeyi başardılar. Bu madde rahim kasılmalarına yol açmaktadır ve 1970'te İsveç ve Uganda'dan bildirilen raporlara göre," orta üç ay gebeliklerinde düşük başlatmakta yararlıdır. Ne yazık ki, bu yöntemde bulantı, kusma ve ishal olmaktadır. Bu ilaç çeşitü biçimlerde kullanılmış ve sonunda su kesesi içine zerke-dilince, yan etkilerin hafiflediği anlaşılmıştır; öte yandan düşüğü sağlayacak güçte rahim kasılmaları bu yöntemle yeterince elde edilebilmektedir.