Karaciğer ve Öd Kesesi Bozukluklarında Rejimler

Kategorisi

yemek yiyen kadın

Karaciğer - öd kesesi hastalıkları bazen kendilerine özgü bozukluklarla bazen de mide yada bağırsakla ilgili sindirim bozukluklarının belirtileriyle ortaya çıkarlar.Sarılık rejimi üzerine fikirlerde pek az değişiklik oldu. Alışılagelen kural eti yasaklamaya, yalnızca sütlü şekerli rejim önermeye dayanıyordu. Ama süt her zaman iyi gelmez ve vücut sütü uzun zaman kaldırmaz. Bu perhiz genellikle çok derin ve çok sıkıcı sarılık astenilerine yol açar. Nezle seb sarılık vakalarında bugün geçerli olan perhiz şemasını verelim. Hasta soğuk almamaya bakmalı ve kesin olarak dinlenmelidir. Süt tek besin haline getirilmemelidir. Vücut sütü kaldıramıyorsa bunun yanında maden suyu yada onun yerine kefir ve yoğurt verilebilir. Şekerli (tercihen ballı) sıvı besinler bol verilmelidir; meyve suların da ihmal etmemek gerekir. Kısa süre sonra buna püreler, sebze suyuna hamurlu ve tapyokalı çorbalar (yumurtasız), kompostolar eklenir. Bir hafta sonra, asteniyi gidermek için yağsız et vermenin sakıncası yoktur.

Bu rejim bir çok bilinen hastalığı (karaciğer iltihabı, koledok kanalı iltihabı, hatta pankreas iltihabı) açıklamak için başvurulan bütün patojenilere büyük ölçüde uygun düşer. Bu rejim, iltihaplı yada ilerlemiş durumlarda alınan bir tedbir olarak, virüse bağlı sarılık vakalarında, aynı zamanda taşa bağlı sarılık vakalarında uygulanır. Hemolifik sarılığa gelince, bu sarılık karaciğer' ve öd kesesi hastalığına bağlı değildir ve en ileri şekilde bile her zaman demince zengin bir rejimden yarar görür. Kronik karaciğer hastalıklarında yada bozukluklarında ister tümör, ister siroz, ister etkin yada edilgin konjestiyonlar ister yanlış olarak «karaciğer yetmezliği »ne mal edilen ve GLENARD tarafından hepatizm olarak belirlenen işlev bozuklukları söz konusu olsun, bütün vakalarda öd kesesi hastalıklarına bağlı dolaylı karaciğer iltihabında da olduğu gibi üç aşağı beş yukarı aynı rejim uygulanır.

Mide - bağırsakla ilgili ikincil (yada refleks) sindirim bozuklukları ya karaciğer yetmezliğine yada kronik koledok kanalı iltihabının sonuçlarına bağlıdır. Bu rejimin benimsenmesi gerekir; uygulamayla ilgili değişiklikler mideyle ilgili işlevsel sindirim bozuklukları için öngördüğümüz rejim esnekliğini kaldırmaz. Böyle bir rejim, karaciğerin aşırı çalıştırılmasından kaçınmayı ve bağırsak düzenini sağlamayı öngörür. En çok kullanılan, en az zehirleyici temel rejim'dir. Bu rejimde, karaciğerin aşırı çalışmasından kaçınmak için zehirleyici maddeler yasaklanır. Yasaklanan maddelerin başlıcaları şunlardır: çürütülmüş av etleri (tazesi ara sıra yenebilir), mayalandırılmış, tütsülenmiş, konserve haline getirilmiş etler, çok uyarıcı baharlar, alkol, şaraplar. Karaciğeri bozuk olanların sofrasından, özümleme için karaciğerin müdahalesini gerektiren besinleri, yani yağları, özellikle yanmış yağları, kızartmaları, yağlı etleri, sakatatı (karaciğer verilebilir), tuzlama etleri, şarküteri maddelerini, kaz, ördek etlerini, genç hayvanların etlerini, göl balığı etlerini, yağlı balıkları, yumuşakçaları ve kabukluları uzak tutmak gerekir. Dikkatli araştırma, hastanın bu yiyecekler karşısında sık sık dayanıksızlıklar gösterdiğini ortaya koyuyor.
Rejimin olumlu yönde geliştirilmesine temel olan, yemeği azaltmak (özellikle çok yemek yiyenlerde) ve sık aralıklarla yemektir. Bunun için süt, taze sütlü yiyecekler, hafif peynirler, hamur işleri, lahana dışında sebzeler (taze yada konserve), yağsız et ve balık, yağsız jambon, yağsız meyveler, glikozlirinin ve bağırsak bozukluğunun söz konusu olmadığı durumlarda şekerli maddeler, ayrıca maden suları verilir. Ayrıca, daha önce de söylediğimiz gibi, bağırsağın çalışmasını düzenlemek ve karaciğer bozukluğu çekenlerde sık görülen bağırsak bozukluklarını gidermek gerekir. Kabızlık hallerinde sebzeyi artırmak uygun olur. Asit bolluğu nedeniyle mayalanmalar oluyorsa glüsitleri ve selülozu azaltmak şarttır. Kokuşma oluyorsa, protitlerin yerine karbon hidratları koymalıdır. Ekmek iyi çiğnenmeli, bayat, kızarmış yada taze fırınlanmış olmalıdır.
Karaciğeri bozuk olanların perhizinde yağların, yumurtanın, protitlerin kullanılışı üzerine bazı belirlemelerde bulunmamız zorunludur.

Yağlar, daha çok sıvı yağlar, özellikle de zeytinyağı safra kesesi boşaltımını hızlandırır, bu hızlanma acılı yada taşa bağlı öd kesesi iltihabı hallerinde mahzurlu olabilir. Ama bu özellik, öd kesesinin iyi çalışmaması halinde (CHIRAY) öd kesesinin engelsiz durgunluğunda perhiz için olmaktan çok tedavi için aç karnına sıvı yağ içmek yararlıdır. Öte yandan, yağlı yiyeceklerin çok kullanılması, glikojenin (JUNKERSDORF) ve glikozürinin ortadan kalkmasıyla birlikte karaciğerde yağlı maddelerin uzun uzun süzülmesi sonucunu doğurur. Yasaklanması gereken yağlar özellikle yüksek ergime derecesinde ısıtılan ve besinlere kansan yağlarda-. Taze tereyağı ve taze kaymak yada pişmemiş sıvı yağ çok daha kolay sindirilebilir.

Fosforlu lipitlerden kolesterin ancak bir yağla bir arada olursa özümlenebilir. Kanda yağ oranının artmasından kaçınmak için, genellikle kolesterince zengin besinler (beyin, yumurta), özellikle taştan kuşkulanıldığı zamanlarda sofradan uzak tutulur. Bununla birlikte alman yazarları, yalnızca kolesterin bakımından zengin besinler verilen hayvanlarda kolesterineminin artacak yerde azaldığım gördüler. Bu deneysel verilere rağmen gene de bu konuda ihtiyatlı olmak gerekir.Yumurta, karaciğeri bozuk olanların sofrasından kesinlikle uzaklaştırılmalıdır. Kapsadığı kolesterin yüzünden, ayrıca safra kesesi boşaltımını büyük ölçüde hızlandırması yüzünden taş şüphesi olan hastalara (bunlar daha çok kadınlardır) yumurta kesinlikle yasaktır: yumurta yemek, karaciğer koliği başlatma tehlikesi yaratır. Pürülan (mikroplu) ve basit öd kesesi iltihaplarında (kolesistitlerde) yada bazı belli dirençsizlik hallerinde de yumurta yasaktır, hatta bunu hasta kendi kendine yasaklar. Ama karaciğer yetmezliği çeken birçok kişide rejime yumurtanın da katılması herhangi bir tehlike yaratmaz; ama, yukarıda sözünü ettiğimiz gibi, öd kesesi iyi çalışmayan kişilerde yumurtanın rejime katılması öd kesesinin suyunu azalttığından, çok iyi sonuç verir.

Protit'lere gelince, bunlar genellikle karaciğer tarafından kolay kaldırılan maddelerdir, ancak daha yukarıda belirttiğimiz gibi, genç hayvanların etlerini ve sakatatı dışta tutmak gerekir. Perhiz konusunda üzerinde dikkatle durulması gereken bir nokta, protitli yiyeceklerin önemiyle şekerin özümlenmesi hatta glikojen yedeğinin niceliği arasında ilişkiler bulunduğudur. Bazı yazarlar, büyük ölçüde protitli besinler almanın bu yedeği artırdığını (JUNKERS-DORF), karaciğerin yağ süzmesini azalttığını (RO-SENFELD) yada yağ süzülmesinin protitli yiyeceklerin eksikliğinden ötürü meydana geldiğini bildirdiler (BARKER). Bu deneysel bilgi karaciğerle ilgili perhiz konusunda belki de yeni bir tavır aldırmaz, ama modern pratisyenlerin serbest çalışmasını yasal hale getirir. Siroz konusunda deneysel çalışmalar, protitee fakir çok lipitli rejimlerin siroza yol açabileceğini ortaya koydu. Çok protitli rejimler (PATEK) çok övüldü; bu rejimlerin ünü, pratikteki sakıncaları yüzünden ve konuya akıllıca eğilinmesiyle biraz azaldı. Siroz rejimleri temelde vitaminler ve protitler bakımından çok zengin, yağ bakımından fakir olmalıdır.

Genel kural olarak, eğer bitkisel protitler esas olarak alınırsa, çok jelatinli, hücre' çekirdekleri bakımından çok zengin etler (sakatat), atılan maddeler bakımından çok zengin etler (av eti), şarküteri, tuzlanmış etler, kabuklular karaciğeri bozuk olanların sofrasından uzak tutulmalıdır. Dirençsizlikler konusuna ayrı bir yer vermezsek bu çalışma eksik kalır. Zehir giderici işlevin ve proteopeksik işlevin alt üst olduğu karaciğer bozukluklarında, geçişin tam olmadığı yada yabancı protitlerin dönüşümünün eksik kaldığı durumlarda dayanıksızlıklarla ve anafilaksi krizleriyle karşılaşmak olağandır. Az önce belirttiğimiz etler, vücudun dirençsizlik gösterdiği besinler arasında büyük yer tutar. İdiosenkraziler, yani kişisel dirençsizlikler yada anafüaksi durumları genellikle hasta tarafından ortaya konur. Bu durumların (kurdeşen, migren, astma, egzama) tanımlanması ve tanınması büyük sonuçlar ortaya koymaz; ancak, dirençsizliklerin denetimi, hastanın bunları olduğundan büyük gösterdiği göz önüne alınarak, besin kısıtlamalarım abartmaktan kaçınmak için, ihtiyatlı bir tutumu gerektirir.

Karaciğer bozukluklarına karşı uygulanan rejim, mideyle ve daha sonra göreceğimiz gibi bağırsakla ilgili bütün sindirim bozukluğu rejimlerinin anahtar rejim'idir. Bu rejim, yiyecek oranında bir yada birkaç dengesizlik meydana getirir. Elden geldiğince kısa aralıklarla yemek yemek uygun olur. Bu rejime uzun zaman devam edilirse, onun sakıncalarını giderme yollarını da aramak gerekir. Zehirleyici maddelerin kaldırılması çok zor olabilir. Taze tereyağı her zaman verilebilir. Yemek yağlarının, protitlerin, hayvansal da bitkisel de olsa, miktarı azaltılmaktan çok «dozu» ayarlanmalıdır. Bu iki maddenin az alınmasından gelen enerji kaybı glüsitlerle dengelenmelidir.