Kanser ve Beslenme

Kategorisi

Garip olan nokta şudur : Çoğu kişi bilimin tütün konusundaki uyarılarına kulaklarını tıkadığı gibi, beslenme konusundaki uyarıları da bilmezlikten gelmektedir. Gerçekten hayvansal yağlar, besinlere katılan koruyucu maddeler, beyaz ekmek gibi çok işlenmiş besinler, doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak kadınlardaki kanserlerin yarısında, erkeklerdekilerinse hemen hemen üçte birinde rol oynarlar.

Kanserlerin beslenmeye bağlı nedenleri, özellikle et, beyaz un ürünleri, şeker ve benzeri çok işlenmiş, kepeksiz besinlerin bol alındığı gelişmiş ülkelerde en yüksek düzeyde rol oynamaktadır. Bu etkenler kalın barsak, mide, yemek borusu, göğüs, karaciğer ve rahim kanserleriyle ilgilidir. Batı dünyası posasız yemekleri nedeniyle özellikle kalın barsak kanserlerinin görüldüğü bir bölgedir. Son zamanlara kadar posalı yiyecekler besin değeri taşımadıkları düşüncesiyle önemsenmemekteydi. Bunlarda protein, şeker, nişasta, yağ, vitaminler ya da mineral dediğimiz madensel tuzlar bulunmamaktadır; sadece posadan, yiyip de sindirmediğimiz bitkisel besinden oluşmaktadır. Batıdaki bir kimsenin günde dörtle altı gram lifli posa almasına karşılık, bir Afrikalı bunun beş katını yemektedir. Gerçekten de Afrikalılar, Batılı tarzda yemeklere başlamadan önce, herhangi bir tip kansere pek ender olarak yakalanıyorlardı; bundan sonraysa, önceden hemen hiç tanımadıkları kanserle karşılaşmaya başladılar. Deneyler göstermiştir ki, Batılı yemek tarzı, otuz saate karşılık yetmiş saat olarak, yani iki katı kadar bir zaman dışkının geçişini uzatmakta, bu da bakterilerin çoğalması ve zararlı maddelerin barsak duvarlarına daha uzun zaman etki yapmaları demek olmaktadır. Bu yalnız kansere değil, selim tümörlere, poliplere ve apandisite de yol açabilir. Yiyeceklerinizden daha çok posa alabilmek için taze meyve, sebze, çiğ salata, taneli sebzeler, kepekli undan yapılmış ekmekler yemelisiniz.

Yağlı yemekler, göğüs ve kalın barsak kanserine yol açmaktadır. Birleşik Devletler'deki etle beslenme sonucu karşılaşılan yüksek orandaki kalın barsak kanserine karşılık, aynı tip kanser temel besini balık olan Japonya'da düşük bir oran göstermektedir. İngilizlere göre, yüzde yirmi daha çok biftek, yiyen İskoçlarda kalın barsak kanseri, dünyadaki en yüksek oranlardan birine sahiptir. Şu andaki tahminlere göre, yağlar hormon yapımını aşırı bir biçimde kamçılamakta ve bazı hücrelerin, özellikle göğüs, prostat ve rahim hücrelerinin kontrolsüz bir biçimde gelişmesine yol açmaktadır. Bütün dünyada, yağı az ve çok yiyen ülkeler arasında göğüs kanserinden ölüm oranı beşle on kat bir fark göstermektedir. Bunun çaresi, daha az et ve doymuş yağlar, buna karşılık daha çok balık tavuk, doymamış yağlar yemektir. Aynı zamanda doymuş yağlarımızı kısarken, proteinimizi de kısmalıyız. Çok protein alınca sağlığımız daha iyi olur düşüncesiyle koşullandırılmış durumdayız; oysa belki de tam bunun tersini yapmamız gerekir. Aşırı miktarda protein alınınca, B6 ve öbür B vitaminleriyle magnezyum ve pankreas enzimlerinde noksanlıklar olacağı gösterilmiştir; bu eksiklikler de kanser yapan nedenler arasında sayılmaktadır. Proteine karşı bu aşırı düşkünlük ve vücudun bunu sindirme ve kullanmasındaki zorluk kansere yol açabilir.

Aşırı yemek yeme de, hem kanser, hem de kalp ve şeker hastalıklarını arttırmaktadır. İstatistikler, bu hastalıkların oranının, normal kiloda olanlara göre, şişmanların arasında çok daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu durum dünya savaşlarından önceki ve sonraki açlık yıllarında kanserde görülen kesin düşüşte açık olarak görülmektedir. Bununla birlikte besin kısıtlanması sona erip de yeniden aşırı beslenme başlayınca, kanser oranı da dik bir yükselişle savaş öncesi düzeylere ulaşmıştır. Az ve daha sık yemek, günde Standard üç öğünlük yemek yiyişimizden daha sağlıklı bir yoldur. Avrupa'da başlıca öğün, öğleden sonra, rahat bir biçimde, sindirim yapmaya ve dinlenmeye bol bol zaman bırakacak bir şekilde yenir. On beş dakikada atıştırarak ayaküstü lokantalarda bu işi savuşturan Amerikalıların bundan öğreneceği bazı şeyler vardır. Daha da kötüsü, başlıca yemeğimizi geceleri yeriz ve az sonra da yatarız. Bu birçok ülke halkının tipik yemek yiyiş biçimidir. Bunun sonuçlarıysa, yavaş yavaş öğrenmeye başladığımız gibi, acıklı olabilir.