Göğüs Kanseri
Göğüs kanseri kadınlardaki kanser ölümlerinin yüzde 20'sini oluşturur. Bu, özellikle kırk beş yaş üzerinde olan kadınların kanserleri arasında en sık rastlananıdır. Şişmanlıktan tutun, çocuğunu emzirmemeye kadar, çeşitli nedenlere bağlanmıştır, fakat göğüs kanserlerinin nedenlerinin anlaşılmasında çok az ilerleme kaydedilmiştir. Bu hastalığın çok değişik nedenleri olduğu kabul edilmektedir. ABD'de her onbeş kadından birinde, otuz beşinden önce olmamak üzere, göğüs kanseri ortaya çıkmaktadır.
Her ne kadar göğüs kanserinin nedenleri belirlenmiş değilse de, aile içinde daha Önce bu hastalık görülmüşse, bu, bir kadının kansere yakalanma olasılığını arttırmakla kalmaz, daha erken bir yaşta ve bir yerine her iki göğüste ortaya çıkması riskini de çoğaltır.
Yüksek risk grubunda, bir de polikistik yumurtalığı (Ştein -Leventhal hastalığı) bulunan kadınlar vardır. Bu hastalıkta yumurtalıklar büyür, normale göre daha çok östrojen salgılar. Bu kadınlarda hormon düzeylerinin ömürleri boyunca yüksek olması ve göğüsler üzerindeki bu aşırı uyarımın sonradan kanserin ortaya çıkmasına yol açması mümkündür. Aynı biçimde menopozlu kadınlardaki östrojen tedavisi de göğüs kanseri tehlikesini arttırır. Şişmanlık ve ağır yağlı yemekler de göğüs kanseri riskini yükseltir. Bunun nedeni, yağların östrojen üretimini kamçılaması ve hormonların uzun süreli etkilerinin göğüs dokusunda bir tahriş yapıp, bunun da daha sonra kansere yol açması olsa gerektir. Deney hayvanlarında, yağların göğüs kanseriyle doğrudan doğruya bağlantılı bulunduğu görülmüştür.
Emzirmenin göğüs kanserinin oranını düşürdüğünü savunan araştırmalar vardır, başka çalışmalarsa bunun tersini göstermektedir. Buradaki düşünce, süt bezleri doğanın niyetlendiği biçimde kullanılmadığı takdirde, bir tahrişe, bunun da zamanla kansere yol açabileceği biçimindedir. Son çalışmalara göre, Birleşik Devletler ve İngiltere'deki göğüs kanserleri, gelişmekte bulunan ülkelerdekinden çok daha fazladır. Araştırmalara göre, bu farklar çocukların sayısından ya da emzirmenin süresinden değil, icadının ilk doğumunu kaç yaşında yapmış olduğundan kaynaklanmaktadır. İlk çocukların otuz beş ya da daha yukarı yaşlarda yapan kadınlarda göğüs kanseri tehlikesi on sekiz yaşından önce ilk doğumu yapan kadınlara göre üç kat daha fazladır. Bu yüzdendir ki, bazı araştırıcılara göre, bir dereceye kadar gebeliği taklit eden korunma hapları kadında göğüs kanserini engelleyebilir. Doğum kontrol hapları sürekli bir hormon düzeyi, sağlar ve doğal hormon dalgalanmayla, buna bağlı dönemsel göğüs uyarılmalarını önler.
Baskı ve gerginlik vücudun bağışıklık sistemini baskı altına alan steroidlerin aşırı üretimini sağlayarak göğüs kanseri tehlikesini arttırır. Bu aşırı üretim bazı araştırıcıları, her ikisi de bağışıklık reaksiyonlarını arttırmakta olan A vitamini ve BCG (Bacillus Calmette - Guerin) ile tedaviye yöneltmiştir.
Teşhis ve Tedavi
Göğüs kanserini erkenden ortaya çıkarmakta en iyi yol, düzenli bir biçimde yapılan kendi kendine muayenelerdir. Bir kadın yüksek risk grubundaysa, bir jinekologa yılda iki kez görünmelidir. Bir göğüs tümörü, göğüsün dörtte bir üst ve dış bölümünde ağrısız bir kitle olarak başlar. Kitle büyüdükçe, üstündeki deri içeriye doğru çekilmeye başlar ve sonra çukurlaşır. Kanser daha da ilerleyince, deride renk değişikliği olabilir ve göğüs ucu bazen içeriye doğru çekilir. Bu belirtilerin herhangi biri görüldüğünde, hemen bir uzmana başvurulmalıdır. Kitlenin ağrısız olması yüzünden birçok kadın bu durumu, vakit çok geç oluncaya kadar ihmal eder. Göğüs kanseri yavaş ilerler ve sinirlere yayılmaz. Küçük, ağrılı kitleler genellikle zararsız süt bezleridir, çocuk yapma çağındaki birçok kadında ve özellikle ayhalinden önce görülür.
Ailesinde kanser bulunan, şişman, kırk yaşının üstündeki kadınlar yılda ya da iki yılda bir mamografi ya da termografi ve bunlarla birlikte elle göğüs muayenesi yaptırmalıdırlar. Erken teşhis hemen daima başarılı tedavi sağlar. Bütün göğüs kanserlerinin yüzde doksandan çoğu, kadının kendisi tarafından keşfedilmektedir. Göğüste kuşkulu bir kitle ele gelirse, teşhisi desteklemek için bir göğüs biyopsisi gerekir.
Göğüs kanserinde üç temel tedavi vardır: Ameliyat, röntgen ve ilaç tedavileri. Doğru olan tedavi ya da tedavi birleşimi, kanserin yaygınlık derecesine bağlıdır. Hastalık erken aşamada ele geçirilirse, ameliyatla tümör genellikle alınabilir. Ameliyat sırasında lenf bezlerinde de kanser bulunursa, daha da ilerilere gitmiş olabilir ve o takdirde ameliyatla çıkarma işi yeterli olmaz. Bu durumda göğüsün çevresindeki lenf sistemi içinde kanseri öldürmek için-röntgen ya da kobalt tedavileri gerekir. Bazen tedavi programına kemoterapi de eklenir.
Değişik kanser tedavileri üzerinde bir hayli tartışmalar vardır ve bunların arasında en ateşlisi de, radikal mastektomi mi, basit mastektomi mi tartışmasıdır. Kanser kuşkusu varsa, biyopsi yapılır. Bu, çoğu kez mastektomi hazırlıklarıyla birarada yapılır. Tümör selim çıkarsa, ameliyat bitmiştir. Habis çıktığı takdirdeyse, operatör derhal mastektomi yapabilir. Bu anda operatör göğüsün gövdesini basit bir mastektomiyle çıkarmak ya da bütün göğsü, altındaki kasları ve koltukaltındaki lenf bezlerini radikal bir mastektomiyle çıkarmak seçenekleri arasında bir karara varmalıdır.
Kadikal mastektomide, kanserin nerelere kadar yayıldığını anlamak için bütün göğüs alanında bir patoloji muayenesi yapmak mümkündür. Bu, doktora daha sonraki tedavileri saptamakta yol gösterir. Bununla birlikte birçok doktorun inancı şudur ki, ana tümör basit bir mastektomiyle yok edildikten sonra, geriye kalan kanser artıklarıyla vücudun kendi bağışıklık sistemi başarıyla mücadele edebilir. Bu tartışmalar sürmekte ve sorunu çözmek için dünya çapında araştırmalar yürütülmektedir. En son araştırmaları izleyen bir doktor ve tıp merkezini seçen bir kadın, en iyi tedaviyi göreceğine güvenebilir.
Kanserli göğüs çıkarıldığı zaman, herhangi bir yayılma belirtisi göstermeksizin lokalize olmuş bulunuyorsa, beş yıl yaşama süresi oranı yüzde 75'le 80 arasındadır. Eğer lenf bezlerine sıçramışsa, tedavi oranı biraz daha düşüktür. Bazı doktorlar, geride kalan göğüste kanser olma olasılığını arttırabilecek olan östrojen uyarırlarını azaltmak için elli yaşının altındaki kadınlarda yumurtalıkların çıkarılmasını önermişlerse de, göğüs kanseri uzmanlarının çoğu bunu artık savunmamaktadırlar.
Bazı araştırıcılar, lokalize göğüs kanserinin tedavisinde mastektomi yerine ışın tedavisini önermektedirler. Bir incelemede, çok yaşlı olduğu ya da reddettiği için ameliyat yapılmayan, lokalize tümörlü yüzden fazla hasta iki yılı geçkin bir süre izlendi. Her hastayı beş hafta süreyle ortalama dozda (500 rad) ışın verildi. Sonuçlar, en iyi yapılmış radikal ameliyatta alman şifa oranlan kadar yüksek çıktı. Bir grup Fransız doktoru da, yıllarca izlenmiş büyük bir hasta grubunda sadece ışın tedavisiyle elde edilen ayni derecede başarılı şifa oramnı bildirmiştir. Kuşkusuz, buradaki tehlike, tümörün gerçek yaygınlığını doktorun daha az olarak tahmin etmesidir. Tümör yayılmış, radikal bir mastektomi yapılmış ve bunun arkasından ışın tedavisi uygulanmışsa, yapılan bir araştırmaya göre, iyileşme oranı yüzde 90'ı geçmektedir. Bazı uzmanlar ışın tedavisini, kanserin tekrarlamasını önleyici bir önlem olarak desteklemekteyse de, genellikle kemoterapi, yani ilaç tedavisi daha etkili sayılmaktadır.
İtalyan araştırıcılara göre, yeni bir üçlü tedavinin (cyclop-hosphamide, methotrexate ve 5 - fluorouracü) ameliyattan sonra uygulanması, göğüs kanserlerinin tekrarlamasını ileri derecede azaltmıştır. Bununla birlikte, Birleşik Devletler'de bu tedaviyi uygulayan doktorlar, İtalyanların yapmış oldukları testlerin 207 vakayla sınırlı olduğunu ve sonuçların henüz kesin sonuç verici olmadığını hatırlatarak uyarıda bulunuyorlar. Kemoterapi olmaksızın, kanserli lenf bezlerinin bulunmadığı vakalarda tekrarlama oranı, on yıl içinde yüzde 24'tür; kanserli bezler bulunduğu takdirdeyse bu oran yüzde 86'ya sıçramaktadır, italyanların araştırmalarında, tedaviden sonra tekrarlama oranı yüzde 5,3' ken, üç ilaçlı kemoterapi yapılmayan benzer bir grupta bu oran yüzde 24 bulunmuştur, fakat bu istatistikler sadece yirmi yedi aylık bir süreyi kapsamaktadır. Daha ileri bir çalışma halen Birleşik Devletler'de yürütülmekte ve ayrıca dörtlü bir ilaç programı da incelenmektedir.
BCG aşısı (Bacillus Calmette-Guerin), tekrarlayan göğüs kanserine karşı üç ilaçlı- bir kemoterapi programıyla birlikte kullanıldığında, şahane sonuçlar vermiştir. Birleşik Devletler'de yirmi bir hastanın bulunduğu bir grubun incelenmesinde, sadece üç ilaçlı tedavi uygulanmış, üç ölüm ve altı tekrarlama görülmüştür. Fakat üç ilaç tedavisiyle birlikte BCG enjeksiyonları yapılan on dört hastadaysa, hiçbir ölüm olmamış, sadece bir tekrarlama görülmüştür. BCG'nin, vücudun bağışıklık sistemini güçlendirdiği düşünülmektedir.
Kemoterapi tadsız bir iş olabilir. Bu tedavide çoğu kez kusma, mide - bağırsak ağrıları, saç dökülmeleri olur. Fakat bunlar kanserin tekrarlamasından kuşkusuz daha yeğdir.

Son yorumlar
26 hafta 3 gün önce
27 hafta 5 gün önce
28 hafta 2 gün önce
28 hafta 4 gün önce
28 hafta 6 gün önce
28 hafta 6 gün önce
29 hafta 5 saat önce
29 hafta 5 saat önce
29 hafta 5 saat önce
29 hafta 5 saat önce